MARKA DANIŞMANLIĞINDA ELMA İLE ARMUTU KARIŞTIRMAK!
Rahmetli Vehbi Koç bir gazete roportajında
“Neden danışmanlarla çalışıyorsunuz?” sorusuna cevap olarak; “Biz, konusunun
uzmanı danışmanlarla çalıştığımızda o işi daha ucuza getiririz çünkü danışmandan
bilmediklerimizi öğreniriz.” demişti.
Bir ülkede hizmet sektörünün
ekonomideki payı büyükse o ülke, gelişmiş ülke sayılıyor.
Örneğin Birleşik Krallık GSMH’sının
%78’ini hizmet sektörü oluşturmaktadır, İngiliz’ler dünyaya akıl satan
insanlardır. Yurt dışında çok iş yaptığımdan genelde İngiliz danışmanlık
firmalarını hükümetlere ve markalara hizmet verirken görürüm. Londra, II. Dünya
savaşından sonra aynı zamanda bir danışmanlık türü olan reklamcılığın da
patlama yaptığı yerdir.
Gelişmiş ülkelerde hem alın teri hem
de akıl teri para ettiğinden İngilizlerin danışmanlık karşılığında edindikleri
ücretler de saat ücreti ile ölçülür ve yüksektir.
Reklam, PR, sosyal medya, marka
stratejisi, pazarlama stratejisi, medya planlama, satınalma, medya ilişkileri
gibi işleri gerçekleştirmek için danışmanlık hizmetleri satın almanız
gereklidir.
Gelelim elma ile armut konusuna…
Markalaşma ve pazarlama, stratejik işlerdir.
Reklam, PR, dijital işler, medya planlama, medya satınalma, aktivite gibi işler
ise iletişimin en güçlü araçlarıdır, stratejinin uygulamalarıdır. Uygulama
yapan danışmanlar kendilerinin strateji de yaptıklarını iddia edebilirler ama
gerçek şudur ki uygulamacıların strateji geliştirme yetenekleri olsa bile
ellerinde yeteri kadar pazarlama verisi ile uzman ekip bulunmadığından strateji
yapmaları pek mümkün değildir.
Uygulama yapan uzman kişiler, strateji değil de
deneyimlerine bağlı olarak farklı bir görüş beyan etmekte iyi olabilirler. Bir
uygulamacı; “Biz size strateji de yaparız” diyorsa bilin ki yalnızca o uygulama
işini alabilmek için kısa vadeli taktik geliştiriyordur, strateji değil.
Strateji plandır, matematiktir bir bilimdir. Strateji, tahmin ya da deneme
yanılma yöntemiyle yapılmaz.
Veri bilim adamı, W. Edwards Demings
der ki; “Ortada veri yoksa senin söyleyeceklerin farklı bir görüşten veya
iddiadan öteye gitmez.”
Markalaşma (branding) danışmanlığı,
pazarlama (marketing) danışmanlığını da içerir çünkü doğru pazarlama stratejisi
olmadan bir marka yaratamazsınız var olan markanın algısını yönetemez, değerini
yükseltemezsiniz . Markalaşma ve Pazarlama, araştırmaya ve verilere dayanırlar,
birer mühendislik işidirler.
Biraz da “marka” kavramı kargaşasına
değinmek isterim…
Marka kelimesini Google veya
Yandex’te araştırdığınızda karşınıza; reklamcılıkla ilgili bazı sitelerin,
ayakkabı ya da giysi satanların, marka tescili yapanların internet alan adı
adresleri çıkacaktır. Günümüzde global şirketlerin ürün sorumlularına “Marka
Direktörü”, Sosyal Medyada müşterisinin Twitter ya da Facebook hesabını
yönetenlere “Marka Sorumlusu” ve eski gazeticilerin yaptığı PR danışmanlığına
da “Marka Danışmanlığı” adı konulmakta. Ha bir de iletişim akedemisyenlerinin
“Marka Danışmanı” olması da işin cabası. Açılış yapan organizasyon şirketi
girişe logo asma işine “Brandig” derken, şirket araçlarına marka logosunu
yapıştıranlar da; biz “Branding” yapıyoruz diyorlar. Maşallah sağına baksan
Branding soluna baksan Branding. Her yer Branding, herkes Marka Uzmanı…
Gerçekten kavramlar birbirine
karışmış; İşleri iyi gitmeyen Reklam Ajansı dükkan levhasını ters çevirip
üzerine “Marka Ajansı” yazmış, PR şirketi ise ”Marka İletişimi Ajansı” yazmış,
PR işi “Press Relation” (Gazetede haber çıkarmak) ya da “Marka Danışmanlığı”
olmuş, okuduğu okuldan, siyasetçi dostlarından veya çalıştığı eski medya
kuruluşundan dolayı biraz çevresi olan, ağzı güzel laf yapanlar “Marka
Danışmanı” oluvermişler. Eh ne de olsa Marka kelimesinin havası var değil mi?
Gucci gibi bir markayı bir ülkede
ticari olarak tutundurmak için o markayı yöneten veya Unilever’in bir
markasının A’dan Z’ye her şeyinden sorumlu olan ya da bir markanın iletişimden
sorumlu olan “Marka” sorumlusuna saygı duyuyorum. Çünkü; Marka (Brand)
Sorumlusu başka bir şey Markalaşma (Branding) Sorumlusu ise bambaşka bir şey.
Markalaşma danışmanı yani branding
consultant; kalitatif ve kantitatif araştırmalar yapar, ürünü çok iyi araştırır
ve tanır, hedef kitleyi ayrıntılı analiz eder, içgörü (insight)’yü tanımlar,
markanın konumlandırma stratejisini, ruhunu, üzerine oturacağı sac ayaklarını
ve bunlara bağlı olarak logosunun rengini karekterini kişiliğini belirler,
iletişiminin tonunu, ses kuvvetini, markanın maskülen mi yoksa efemine mi
olması gerektiğini daha hiç bir iletişim faaliyeti başlamadan tespit eder.
Markalaşma danışmanları ayrıca pazarı, rakipleri analiz eder ve marka
stratejisine bağlı olarak da pazarlama stratejisini belirler, hedef kitlenin
ruhunu analiz ederek iletişim kampanyalarında yapılması ve yapılmaması
gerekenleri belirlerler. Yani iletişim bütçesini doğru harcamanızı sağlar,
satış rakamlarını yükseltirken aynı zamanda marka değerinizin artmasını
sağlarlar. Tüm bunları yaparken de sosyologlarla, CRM (Müşteri İlişkileri
Yönetimi) uzmanlarıyla, denetçilerle, finansçılarla, bilim insanlarıyla
çalışarak sayfalar dolusu word, excel, power point dosyaları hazırlar,
grafiklerle, çizelgelerle, araştırmalarla tezlerini doğrularlar. Yani
söylemlerini alayıp pullayıp şov yapmazlar, havadan konuşmazlar. Gerekiyorsa
ürün adını dahi değiştirtirler.
Hiçbir global marka, reklamcısından
dijitalcisinden ya da PR cısından strateji yapmasını beklemez. Stratejiyi varsa
kendi Markalaşma ve Pazarlama departmanına yoksa da danışmanlık hizmeti satın
alarak hazırlatırlar. Bir yıllık ya da beş yıllık stratejilerini, uygulama
ajanslarının önüne koyarak onlara briefing (bilgi notu) verirler. İşte marka
stratejimiz budur, sizler de stratejiye uygun olarak bize yaratıcı işlerinizi
getirin lütfen derler.
Örneğin Coca-Cola markası, ana
sponsoru olduğu Olimpiyat oyunlarının biri sonlandığında, uygulama ajanslarının
tümünü çağırıp dört yıl sonraki oyunların stratejisinin briefingini onlara
verir ve onlardan yaratıcı işleri organize etmelerini bekler.
AMAN DİKKAT!
Reklamcınız; “Rakip kampanya yaptı
hadi biz de yapalım”,
PR’cınız; “Ben istediğiniz gazetede
haberinizi çıkartırım”,
Prodüktör firmanız; “Size çok düşük
bir bütçeyle harika bir kurumsal film yaparız”
Medya Satınalmacınız; “Bizim medyayla
ilişkilerimiz çok iyi kimsenin alamadığı fiyatı biz alırız.”
Reklam Müdürünüz; “Filanca şirket
bize çok güzel bir sponsorluk önerdi, bence teklif çok cazip.”
Sosyal Medyacınız; “Y kuşağının
hoşuna gidecek harika bir fikrim var.”
Grafik hizmeti veren Art
Direktörünüz; “Size en az yirmi tane alternatifli logo yaparım.”
İletişim danışmanınız; “Benim çevrem
çok geniştir size yukarıda sayılı olan insanları bulurum.”
dese de aman ha siz siz olun
stratejiniz olmadan kimseye bir iş yaptırmayın.
Çünkü böyle durumlarda
paranızın çöpe gitme olasılığı ve kampanya bittikten sonra “Biz nerede yanlış
yaptık?” deme ihtimaliniz çok yüksek olacaktır.
Branding Consulting (Markalaşma
Danışmanlığı);
Verilere, araştırma sonuçlarına bağlı
olarak; iletişim mühendisliğini, matematiği kullanan, yüzdeyüz akıl terine
dayalı bir bilim dalıdır.
Diğer İletişim danışmanlıkları;
Sanatsal, görsel, teknik ya da dille
ilgili bilgi ve becerileri kullanıp, bazen bütçenin, bazen de çevrenin gücüyle
yaratılan alın teri işlerdir ya da beyan edilen kişisel görüşlerdir.
Biri elma ise diğeri armuttur.
İkisi de çok gereklidir; markaya,
markanın pazarlamasına ve satışına hizmet ederler ama siz siz olun elma ile
armutu birbirine karıştırmayın derim.
Genelde İngiliz’lerden danışmanlık
alan global markalar bu ikisini birbirlerine karıştırmazlar, işte bu yüzden de
fazla zaman kaybetmeden marka değerlerini şirketlerinden daha değerli yapıp
birer dünya markası olurlar.
Marka ol, tüm bu yorgunluğuna değsin…
Sağlıcakla kalın.
Ömer Şengüler
26/04/2016'da Brandtalks'ta yayınlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder