SEN MİYDİN BENİM MARKAMI REZİL EDEN?
Soru; Bir şirkette markanın asıl
sahibi kimdir?
Cevap; Patrondur.
Soru; Kime patron denir?
Cevap; Bir şirketin CEO’sunu aile
fertleri atıyorsa o şirket bir aile şirketidir. Patron da aileyi temsil eden kişidir.
CEO’yu yönetim kurulu üyeleri atıyorsa ki bu durum biraz nadirdir, o zaman
patron yönetim kurulu başkanıdır. Kamuda ise o markadan sorumlu en yetkili kişi
kimse patron odur. Sonuçta ünvanının ne olduğu önemli değildir çünkü patron
karar vericidir ve tek kişidir.
İyi marka yönetiminden, markanın
itibarından ve marka değerinden sorumlu olan patronun başına gelebilecek olası
olaylardan söz edelim isterseniz;
Şirketiniz, en son katıldığı
uluslararası ihalede yolsuzluk dedikodularından dolayı itibar kaybettiyse,
markanızın kötü algısının sorumlusu kimdir?
Marka kriz yaşıyor, üründen böcek çıktı
ve bu haber de internete düştü. Kim markanın itibarını düştüğü çukurdan çıkartacak?
Yeni ürününüzü ve logosunu basın
toplantısı lansmanıyla tanıttınız. Sonra bir de baktınız ki o da ne; ürün
logosu bir başka markanın logosuyla tıpatıp aynı. Bu durumda kim suçlu?
Finanstan sorumlu olan ortağınız veya
müdürünüz tedarikçilere aylardır ödeme yapmıyor ya da geciktiriyor. Piyasada
firmanız için “batıyor” diyorlar, aslında sizin durumunuz da iyi, havanız da
yerinde. Bu durumda kim markanın itibarını zedeliyor?
İşveren markanız zayıf, işe giren
eleman altı sekiz ay çalışıp ayrılıyor. Bu yüzden piyasanın iyi elemanları
sizinle çalışmak istemiyorlar. Kimin suçu?
Meşhur bir eğitim kurumunun
patronusunuz ortaklardan birisi yanında sevgilisi olduğu halde gece sabaha karşı
alkollü kullandığı araçla Kuruçeşme’de bir ağaca çarptı, paparraziler olay
yerine koşuşturdular ünlü ve de evli işadamını sarhoş, sevgilisiyle zar zor
ayakta durur halde fotoğraflamaya başladılar. Gazetelerdeki manşet belli;
“Çocuklarımızı emanet ettiğimiz işadamının kaçamak rezaleti !” Olan oldu tamam
da kim eğitim kurumunun markasını temize çıkaracak, krizi yönetecek ve
tekrardan güveni sağlayacak?
Reklam ajansının çektiği film
televizyon kanallarında ve internette yayınlanmaya başladıktan sonra ortaya çıktı
ki filmin senaryosu aynı sektördeki bir Avrupa markasının geçen yıl çektiği
reklam filmiyle tıpatıp aynı. Bu aşırmanın manevi mahcubiyetinden kim sorumlu?
Satışlarınız artıyor ama son yıllarda
sürekli indirim ya da promosyon kampanyası yapmak zorunda kalıyorsunuz, karlılığınız
düştü, hatta zararına satış yapıyorsunuz, çünkü marka değeriniz yerlerde
sürünüyor, artık bir “me too” (başkasında olan bende de var tek farkım daha
ucuz olmak) ürünü oldunuz. Sorumlusu kimdir?
Bu durumların hepsinde sorumlu kişi,
markanın sahibi olduğu kadar, itibarından sorumlu olan patrondur. Kendisi bu
tarz olumsuz durumların oluşumuna birinci dereceden yol açmamış olsa bile,
markayla isminin birlikte anılmasından dolayı sorumlu olacak ve krizi yönetmek
zorunda kalacaktır.
Bu arada unutmayalım ki markanın başarıları
da Patron’un hanesine yazılır;
Marka değerimiz bu yıl yüzde 20 artmış.
Bu başarının sahibi kim? Patron.
Capital dergisinin en güvenilir
markalar araştırmasında geçen yıl üçüncü olan markamız bu yıl birinci olmuş. Bu
başarı ilk kimin hanesine yazılır? Patron’un.
Marka değerini yükseltmek, markanın
bilinirliliğini arttırmak, marka algısını iyi yönetmek ve çıkarsa krizi
yönetmek, markanın itibarını korumak kollamak görevi patronun performans
göstergesidir. (KPI)
Markanın itibarından birinci derecede
sorumlu olan reklam ajansınız, dijital ajansınız, PR şirketiniz veya ortağınız,
oğlunuz, kızınız, iletişimden sorumlu genel müdür yardımcınız, pazarlama
müdürünüz, reklam müdürünüz ya da fiyakalı tabirle “kurumsal iletişim
müdürünüz” değildir. Marka sizsiniz, ister onu önemser, korumak için ona
kaliteli zaman ayırır ve markanızı “vezir” edersiniz, ya da onu “vaktim yok çok
yoğunum” diyerek bakıcılara teslim edersiniz; o zaman da o canım markanız
“rezil” olursa sakın ha hayıflanıp başkalarına kızmayın, çünkü bunu hakettiniz.
Markanızın algı yönetimi, itibar
yönetimi profesyonel bir iştir, hatta uzmanlık ister. Kriz stratejilerinizin
kriz öncesinde hazır olması gerekir, hatta proaktif olup kriz yönetimi değil
risk yönetimi yapmanız gerekir. Tabii ki her yönetimde olduğu gibi marka
yönetimi de işinin ehli bir ekip tarafından yürütülmelidir ama bu iş her aşamasında
patronun bilgisi, ilgisi ve vizyonu dahilinde olmalıdır.
İnternet icat oldu mertlik bozuldu.
Eskiden kriz çıktıktan sonra haberin yayılması için saatler belki de günler
geçmesi gerekiyordu; duyan duyuyor, duymayan duymuyordu. Şimdi öyle mi?
Saniyesinde sekiz milyar dünya insanı için ya vezirsiniz ya da rezil. Demek ki;
“Ben bu işlerden anlamıyorum”, “Söyleyin bizim çocuklara ilgilensinler bu
konuyla”, “Reklam Ajansı halletsin” gibi bahanelere yer yok itibar dünyasında.
İtibar bir kamp ateşi gibidir, yanması
uzun zaman alır bir söndümü de bir daha zor tutuşur.
Bu yüzden, sönmesine izin vermemek adına,
riski iyi yönetmek gerekir, sönerken üzerine çok maliyetli olan benzini dökerek
değil. Risk yönetimi daha az maliyetlidir, kriz yönetimi daha pahalıya mal
olur.
Patron, iyi marka yönetimini işi
bilen profesyonellerle yerine getirebilir ama hep takipte kalmalıdır, hatta
bilmediklerini öğrenmek için eğitimler almalıdır; belki de doğrudan kendisine
hizmet veren danışmanlar tutmalıdır. Danışman, karanlıkta ışık tutan insandır.
Patronsanız, siz siz olun, aynı
tapunuza, arsanıza, fabrikanıza, otomobilinize, ailenize sahip çıktığınız gibi
markanıza da sahip çıkın. Çünkü marka, sizi temsil ediyor belki de soyadınızı
taşıyor.
Çalışansanız, patronunuzu bu konuda
usulünce uyarın derim.
İyi marka yöneten, kötü sözü dinler.
Sağlıcakla kalın