12 Temmuz 2016 Salı

SEN MİYDİN BENİM MARKAMI REZİL EDEN?

Soru; Bir şirkette markanın asıl sahibi kimdir?
Cevap; Patrondur.

Soru; Kime patron denir?
Cevap; Bir şirketin CEO’sunu aile fertleri atıyorsa o şirket bir aile şirketidir. Patron da aileyi temsil eden kişidir. CEO’yu yönetim kurulu üyeleri atıyorsa ki bu durum biraz nadirdir, o zaman patron yönetim kurulu başkanıdır. Kamuda ise o markadan sorumlu en yetkili kişi kimse patron odur. Sonuçta ünvanının ne olduğu önemli değildir çünkü patron karar vericidir ve tek kişidir.

İyi marka yönetiminden, markanın itibarından ve marka değerinden sorumlu olan patronun başına gelebilecek olası olaylardan söz edelim isterseniz;

Şirketiniz, en son katıldığı uluslararası ihalede yolsuzluk dedikodularından dolayı itibar kaybettiyse, markanızın kötü algısının sorumlusu kimdir?

Marka kriz yaşıyor, üründen böcek çıktı ve bu haber de internete düştü. Kim markanın itibarını düştüğü çukurdan çıkartacak?

Yeni ürününüzü ve logosunu basın toplantısı lansmanıyla tanıttınız. Sonra bir de baktınız ki o da ne; ürün logosu bir başka markanın logosuyla tıpatıp aynı. Bu durumda kim suçlu?

Finanstan sorumlu olan ortağınız veya müdürünüz tedarikçilere aylardır ödeme yapmıyor ya da geciktiriyor. Piyasada firmanız için “batıyor” diyorlar, aslında sizin durumunuz da iyi, havanız da yerinde. Bu durumda kim markanın itibarını zedeliyor?

İşveren markanız zayıf, işe giren eleman altı sekiz ay çalışıp ayrılıyor. Bu yüzden piyasanın iyi elemanları sizinle çalışmak istemiyorlar. Kimin suçu?

Meşhur bir eğitim kurumunun patronusunuz ortaklardan birisi yanında sevgilisi olduğu halde gece sabaha karşı alkollü kullandığı araçla Kuruçeşme’de bir ağaca çarptı, paparraziler olay yerine koşuşturdular ünlü ve de evli işadamını sarhoş, sevgilisiyle zar zor ayakta durur halde fotoğraflamaya başladılar. Gazetelerdeki manşet belli; “Çocuklarımızı emanet ettiğimiz işadamının kaçamak rezaleti !” Olan oldu tamam da kim eğitim kurumunun markasını temize çıkaracak, krizi yönetecek ve tekrardan güveni sağlayacak?

Reklam ajansının çektiği film televizyon kanallarında ve internette yayınlanmaya başladıktan sonra ortaya çıktı ki filmin senaryosu aynı sektördeki bir Avrupa markasının geçen yıl çektiği reklam filmiyle tıpatıp aynı. Bu aşırmanın manevi mahcubiyetinden kim sorumlu?

Satışlarınız artıyor ama son yıllarda sürekli indirim ya da promosyon kampanyası yapmak zorunda kalıyorsunuz, karlılığınız düştü, hatta zararına satış yapıyorsunuz, çünkü marka değeriniz yerlerde sürünüyor, artık bir “me too” (başkasında olan bende de var tek farkım daha ucuz olmak) ürünü oldunuz. Sorumlusu kimdir?

Bu durumların hepsinde sorumlu kişi, markanın sahibi olduğu kadar, itibarından sorumlu olan patrondur. Kendisi bu tarz olumsuz durumların oluşumuna birinci dereceden yol açmamış olsa bile, markayla isminin birlikte anılmasından dolayı sorumlu olacak ve krizi yönetmek zorunda kalacaktır.

Bu arada unutmayalım ki markanın başarıları da Patron’un hanesine yazılır;

Marka değerimiz bu yıl yüzde 20 artmış. Bu başarının sahibi kim? Patron.

Capital dergisinin en güvenilir markalar araştırmasında geçen yıl üçüncü olan markamız bu yıl birinci olmuş. Bu başarı ilk kimin hanesine yazılır? Patron’un.

Marka değerini yükseltmek, markanın bilinirliliğini arttırmak, marka algısını iyi yönetmek ve çıkarsa krizi yönetmek, markanın itibarını korumak kollamak görevi patronun performans göstergesidir. (KPI)

Markanın itibarından birinci derecede sorumlu olan reklam ajansınız, dijital ajansınız, PR şirketiniz veya ortağınız, oğlunuz, kızınız, iletişimden sorumlu genel müdür yardımcınız, pazarlama müdürünüz, reklam müdürünüz ya da fiyakalı tabirle “kurumsal iletişim müdürünüz” değildir. Marka sizsiniz, ister onu önemser, korumak için ona kaliteli zaman ayırır ve markanızı “vezir” edersiniz, ya da onu “vaktim yok çok yoğunum” diyerek bakıcılara teslim edersiniz; o zaman da o canım markanız “rezil” olursa sakın ha hayıflanıp başkalarına kızmayın, çünkü bunu hakettiniz.

Markanızın algı yönetimi, itibar yönetimi profesyonel bir iştir, hatta uzmanlık ister. Kriz stratejilerinizin kriz öncesinde hazır olması gerekir, hatta proaktif olup kriz yönetimi değil risk yönetimi yapmanız gerekir. Tabii ki her yönetimde olduğu gibi marka yönetimi de işinin ehli bir ekip tarafından yürütülmelidir ama bu iş her aşamasında patronun bilgisi, ilgisi ve vizyonu dahilinde olmalıdır.

İnternet icat oldu mertlik bozuldu. Eskiden kriz çıktıktan sonra haberin yayılması için saatler belki de günler geçmesi gerekiyordu; duyan duyuyor, duymayan duymuyordu. Şimdi öyle mi? Saniyesinde sekiz milyar dünya insanı için ya vezirsiniz ya da rezil. Demek ki; “Ben bu işlerden anlamıyorum”,  “Söyleyin bizim çocuklara ilgilensinler bu konuyla”, “Reklam Ajansı halletsin” gibi bahanelere yer yok itibar dünyasında.

İtibar bir kamp ateşi gibidir, yanması uzun zaman alır bir söndümü de bir daha zor tutuşur.
Bu yüzden, sönmesine izin vermemek adına, riski iyi yönetmek gerekir, sönerken üzerine çok maliyetli olan benzini dökerek değil. Risk yönetimi daha az maliyetlidir, kriz yönetimi daha pahalıya mal olur.

Patron, iyi marka yönetimini işi bilen profesyonellerle yerine getirebilir ama hep takipte kalmalıdır, hatta bilmediklerini öğrenmek için eğitimler almalıdır; belki de doğrudan kendisine hizmet veren danışmanlar tutmalıdır. Danışman, karanlıkta ışık tutan insandır.

Patronsanız, siz siz olun, aynı tapunuza, arsanıza, fabrikanıza, otomobilinize, ailenize sahip çıktığınız gibi markanıza da sahip çıkın. Çünkü marka, sizi temsil ediyor belki de soyadınızı taşıyor.

Çalışansanız, patronunuzu bu konuda usulünce uyarın derim.

İyi marka yöneten, kötü sözü dinler.

Sağlıcakla kalın


MARKA DANIŞMANLIĞINDA ELMA İLE ARMUTU KARIŞTIRMAK!


Rahmetli Vehbi Koç bir gazete roportajında “Neden danışmanlarla çalışıyorsunuz?” sorusuna cevap olarak; “Biz, konusunun uzmanı danışmanlarla çalıştığımızda o işi daha ucuza getiririz çünkü danışmandan bilmediklerimizi öğreniriz.” demişti.

Bir ülkede hizmet sektörünün ekonomideki payı büyükse o ülke, gelişmiş ülke sayılıyor.
Örneğin Birleşik Krallık GSMH’sının %78’ini hizmet sektörü oluşturmaktadır, İngiliz’ler dünyaya akıl satan insanlardır. Yurt dışında çok iş yaptığımdan genelde İngiliz danışmanlık firmalarını hükümetlere ve markalara hizmet verirken görürüm. Londra, II. Dünya savaşından sonra aynı zamanda bir danışmanlık türü olan reklamcılığın da patlama yaptığı yerdir.

Gelişmiş ülkelerde hem alın teri hem de akıl teri para ettiğinden İngilizlerin danışmanlık karşılığında edindikleri ücretler de saat ücreti ile ölçülür ve yüksektir.
Reklam, PR, sosyal medya, marka stratejisi, pazarlama stratejisi, medya planlama, satınalma, medya ilişkileri gibi işleri gerçekleştirmek için danışmanlık hizmetleri satın almanız gereklidir.

Gelelim elma ile armut konusuna…
Markalaşma ve pazarlama, stratejik işlerdir. Reklam, PR, dijital işler, medya planlama, medya satınalma, aktivite gibi işler ise iletişimin en güçlü araçlarıdır, stratejinin uygulamalarıdır. Uygulama yapan danışmanlar kendilerinin strateji de yaptıklarını iddia edebilirler ama gerçek şudur ki uygulamacıların strateji geliştirme yetenekleri olsa bile ellerinde yeteri kadar pazarlama verisi ile uzman ekip bulunmadığından strateji yapmaları pek mümkün değildir. 

Uygulama yapan uzman kişiler, strateji değil de deneyimlerine bağlı olarak farklı bir görüş beyan etmekte iyi olabilirler. Bir uygulamacı; “Biz size strateji de yaparız” diyorsa bilin ki yalnızca o uygulama işini alabilmek için kısa vadeli taktik geliştiriyordur, strateji değil. Strateji plandır, matematiktir bir bilimdir. Strateji, tahmin ya da deneme yanılma yöntemiyle yapılmaz.
Veri bilim adamı, W. Edwards Demings der ki; “Ortada veri yoksa senin söyleyeceklerin farklı bir görüşten veya iddiadan öteye gitmez.”

Markalaşma (branding) danışmanlığı, pazarlama (marketing) danışmanlığını da içerir çünkü doğru pazarlama stratejisi olmadan bir marka yaratamazsınız var olan markanın algısını yönetemez, değerini yükseltemezsiniz . Markalaşma ve Pazarlama, araştırmaya ve verilere dayanırlar, birer mühendislik işidirler.

Biraz da “marka” kavramı kargaşasına değinmek isterim…

Marka kelimesini Google veya Yandex’te araştırdığınızda karşınıza; reklamcılıkla ilgili bazı sitelerin, ayakkabı ya da giysi satanların, marka tescili yapanların internet alan adı adresleri çıkacaktır. Günümüzde global şirketlerin ürün sorumlularına “Marka Direktörü”, Sosyal Medyada müşterisinin Twitter ya da Facebook  hesabını yönetenlere “Marka Sorumlusu” ve eski gazeticilerin yaptığı PR danışmanlığına da “Marka Danışmanlığı” adı konulmakta. Ha bir de iletişim akedemisyenlerinin “Marka Danışmanı” olması da işin cabası. Açılış yapan organizasyon şirketi girişe logo asma işine “Brandig” derken, şirket araçlarına marka logosunu yapıştıranlar da; biz “Branding” yapıyoruz diyorlar. Maşallah sağına baksan Branding soluna baksan Branding. Her yer Branding, herkes Marka Uzmanı…

Gerçekten kavramlar birbirine karışmış; İşleri iyi gitmeyen Reklam Ajansı dükkan levhasını ters çevirip üzerine “Marka Ajansı” yazmış, PR şirketi ise ”Marka İletişimi Ajansı” yazmış, PR işi “Press Relation” (Gazetede haber çıkarmak) ya da “Marka Danışmanlığı” olmuş, okuduğu okuldan, siyasetçi dostlarından veya çalıştığı eski medya kuruluşundan dolayı biraz çevresi olan, ağzı güzel laf yapanlar “Marka Danışmanı” oluvermişler. Eh ne de olsa Marka kelimesinin havası var değil mi?
Gucci gibi bir markayı bir ülkede ticari olarak tutundurmak için o markayı yöneten veya Unilever’in bir markasının A’dan Z’ye her şeyinden sorumlu olan ya da bir markanın iletişimden sorumlu olan “Marka” sorumlusuna saygı duyuyorum. Çünkü; Marka (Brand) Sorumlusu başka bir şey Markalaşma (Branding) Sorumlusu ise bambaşka bir şey.

Markalaşma danışmanı yani branding consultant; kalitatif ve kantitatif araştırmalar yapar, ürünü çok iyi araştırır ve tanır, hedef kitleyi ayrıntılı analiz eder, içgörü (insight)’yü tanımlar, markanın konumlandırma stratejisini, ruhunu, üzerine oturacağı sac ayaklarını ve bunlara bağlı olarak logosunun rengini karekterini kişiliğini belirler, iletişiminin tonunu, ses kuvvetini, markanın maskülen mi yoksa efemine mi olması gerektiğini daha hiç bir iletişim faaliyeti başlamadan tespit eder. Markalaşma danışmanları ayrıca pazarı, rakipleri analiz eder ve marka stratejisine bağlı olarak da pazarlama stratejisini belirler, hedef kitlenin ruhunu analiz ederek iletişim kampanyalarında yapılması ve yapılmaması gerekenleri belirlerler. Yani iletişim bütçesini doğru harcamanızı sağlar, satış rakamlarını yükseltirken aynı zamanda marka değerinizin artmasını sağlarlar. Tüm bunları yaparken de sosyologlarla, CRM (Müşteri İlişkileri Yönetimi) uzmanlarıyla, denetçilerle, finansçılarla, bilim insanlarıyla çalışarak sayfalar dolusu word, excel, power point dosyaları hazırlar, grafiklerle, çizelgelerle, araştırmalarla tezlerini doğrularlar. Yani söylemlerini alayıp pullayıp şov yapmazlar, havadan konuşmazlar. Gerekiyorsa ürün adını dahi değiştirtirler.

Hiçbir global marka, reklamcısından dijitalcisinden ya da PR cısından strateji yapmasını beklemez. Stratejiyi varsa kendi Markalaşma ve Pazarlama departmanına yoksa da danışmanlık hizmeti satın alarak hazırlatırlar. Bir yıllık ya da beş yıllık stratejilerini, uygulama ajanslarının önüne koyarak onlara briefing (bilgi notu) verirler. İşte marka stratejimiz budur, sizler de stratejiye uygun olarak bize yaratıcı işlerinizi getirin lütfen derler.
Örneğin Coca-Cola markası, ana sponsoru olduğu Olimpiyat oyunlarının biri sonlandığında, uygulama ajanslarının tümünü çağırıp dört yıl sonraki oyunların stratejisinin briefingini onlara verir ve onlardan yaratıcı işleri organize etmelerini bekler.

AMAN DİKKAT!
Reklamcınız; “Rakip kampanya yaptı hadi biz de yapalım”,
PR’cınız; “Ben istediğiniz gazetede haberinizi çıkartırım”,
Prodüktör firmanız; “Size çok düşük bir bütçeyle harika bir kurumsal film yaparız”
Medya Satınalmacınız; “Bizim medyayla ilişkilerimiz çok iyi kimsenin alamadığı fiyatı biz alırız.”
Reklam Müdürünüz; “Filanca şirket bize çok güzel bir sponsorluk önerdi, bence teklif çok cazip.”
Sosyal Medyacınız; “Y kuşağının hoşuna gidecek harika bir fikrim var.”
Grafik hizmeti veren Art Direktörünüz; “Size en az yirmi tane alternatifli logo yaparım.”
İletişim danışmanınız; “Benim çevrem çok geniştir size yukarıda sayılı olan insanları bulurum.”
dese de aman ha siz siz olun stratejiniz olmadan kimseye bir iş yaptırmayın. 
Çünkü böyle durumlarda paranızın çöpe gitme olasılığı ve kampanya bittikten sonra “Biz nerede yanlış yaptık?” deme ihtimaliniz çok yüksek olacaktır.

Branding Consulting (Markalaşma Danışmanlığı);
Verilere, araştırma sonuçlarına bağlı olarak; iletişim mühendisliğini, matematiği kullanan, yüzdeyüz akıl terine dayalı bir bilim dalıdır.

Diğer İletişim danışmanlıkları;
Sanatsal, görsel, teknik ya da dille ilgili bilgi ve becerileri kullanıp, bazen bütçenin, bazen de çevrenin gücüyle yaratılan alın teri işlerdir ya da beyan edilen kişisel görüşlerdir.

Biri elma ise diğeri armuttur.

İkisi de çok gereklidir; markaya, markanın pazarlamasına ve satışına hizmet ederler ama siz siz olun elma ile armutu birbirine karıştırmayın derim.

Genelde İngiliz’lerden danışmanlık alan global markalar bu ikisini birbirlerine karıştırmazlar, işte bu yüzden de fazla zaman kaybetmeden marka değerlerini şirketlerinden daha değerli yapıp birer dünya markası olurlar.

Marka ol, tüm bu yorgunluğuna değsin…

Sağlıcakla kalın.

Ömer Şengüler

26/04/2016'da Brandtalks'ta yayınlanmıştır.

2026 YILINDA BİR TÜRK DÜNYA MARKASI!

Bugün Brand Talks’ta ilk yazımı kaleme alıyorum, biraz heyecanlıyım.
Nedense 2026 yılında bu yazıyı kaleme almak geldi içimden.
Yıl 2026 Nisan ayı…
Bu ay, Dünya’nın en büyük 100 markasının listesi medyada yayınlandı. Turkish Airlines, marka değerini 17 milyar ABD Doları’na çıkartarak en büyük 100 dünya markasını belirleyen “Interbrand Ranking list”te 38 inci sırada yerini aldı, bir önceki yıl 42 inci idi.
Türk Telekom, listenin “Top Rieser”, en çok yükselen markalarından olmayı başarıp 21milyar ABD Doları marka değeriyle 29 uncu sıraya oturdu.
Listede Vestel, Pladis, Beko ve Akbank gibi markalarımız da var.*
Tüm markalarımızı tebrik ediyorum.
Dünya markası olmuş Türk markalarından bir tanesinin markalaşma serüvenini analiz edelim isterseniz. Ne yaptı da dünya marka şampiyonları ligine girebildi?
Turkish Airlines;
2016 yılına kadar merkez noktasının; Afrika, Avrupa, Amerika, Orta Doğu, Uzak Doğu’nun tam ortasında olmasının avantajını başarıyla kullanıyor ve yıllardır transit yolcuları, müşteri kitlesi olarak hedefliyordu. Bunun yanında sponsorluklarıyla da bilinirliliğini arttırmayı başarmıştı. 2016 yılında İletişim direktörlüğü, markalaşmanın ilk adımı olarak tüm hedef ülkelerde kalitatif ve kantitatif araştırmalar için çok ciddi bütçeler ayırdı.
Eskiden Satış ve pazarlamadan sorumlu olan Genel Müdür Yardımcılığı pozisyonu lağvedilip  2016 yılının sonunda CEO’ya rapor eden bir; CMO (Chief marketing Officer) ile CSO (Chief Sales Officer) atandı.
Insight, stratejiler, fiyatlama, İletişim, Reklam, PR, Sponsorluklar; Pazarlama’ya, Satış, CRM, CEM, CLM ve Call Center ise; Satış’a bağlandı. Pazarlama, 2017 yılından itibaren “Brand Positioning Statement” (Marka Konumlandırma Belgesi) yaratmaya başlayıp her yıl THY’nin Marka ve Pazarlama Stratejisini yeniledi. Yıllık Pazarlama stratejilerine bağlı olarak da yine her yıl bir sonraki yılın İletişim Stratejisini belirleyip Yaratıcı Ajans, Medya Ajansı, Dijital Ajans, PR-Sponsorluk-Aktivite Ajanslarının strateji brieflerini paylaştı. Strateji belirleme işini marka kendisi üstlendi.
2017 yılında KPI’ı (Anahtar Performans Kriteri) yalnızca marka değerini arttırmak olan ve yine CEO’ya rapor eden bir CBO (Chief Brand Officer) atandı.
Bir tarafta görev tanımı; marka değerini arttırmak olan CBO, diğer tarafta stratejilere uygun reklam ve iletişim yapan CMO ve üçüncü olarak da Yönetim Kurulu’nun belirlediği yıllık satış hedeflerini gece gündüz tutturmaya çalışan CSO anlaşmakta ve uzlaşmakta çok zorluk çektiler ama markanın CEO’su babacan deneyimli yaklaşımıyla, ekibini motive etmeyi ve böylece her birinin hedeflerini tutturmasını sağladı. Hatta o yıllarda gazetelerde yer alan şu haberi dün gibi anımsıyorum; “ Türk HavaYolları’nda C kavgaları”
THY’nin her yıl Oscar  kırmızı halı sponsorluğu, her kıtada yaptığı catering mutfak yatırımları sayesinde “en enfes uçak yemeği” algısının yanı sıra eğitimler ve ödüllendirmelerle yüksek motivasyonlu güler yüzlü çalışanlar yaratması ve böylece işveren markasını çok güçlendirmesi, online marketing’e çok büyük yatırımlar yapması… hepsi, hepsi Turkish Airlines’ın dünyadaki bilinirliliğini, gücünü arttırdı ve doğal olarak da biletleri daha karlı satmaya başladığından EBITDA  karlılığı yükseldi, borsadaki hisseleri daha da değerlendi.
THY, 2020 başında yaygınlaşmaya başlayan Ay’a yolculuk seferlerine sponsor oldu, yine aynı sene Armani, Gucci ve Prada markalarıyla anlaşarak adını “Turkish Eyes” koyduğu internetli gözlük teknolojisini güneş ve numaralı gözlüklerde uyguladı ve kısa zamanda gözlükler tüm dünyada trendy oldu. Çin hükümeti ile anlaşarak Çin seddinin üzerine belirli aralıklarla logosunu yerleştirdi ve turistlerin en çok ziyaret ettiği noktasına uzaydan da görülebilen THY logolu dev bir Airbus A380 maketi yerleştirdi.
Avrupa’daki ve ABD’deki bazı enerji şirketleriyle barter anlaşmaları yaparak sözkonusu ülkelerdeki Miles&Smiles sadakat kartı sahiplerinin aylık elektrik faturalarının bir kısmını millerle ödemelerini sağladı ve böylece çok yeni bir hedef kitleyi müşterisi yaptı sempatilerini kazandı. CNN International, BBC News ve Aljazeera ile anlaşıp uçaklarındaki ekranlarda internet aracılığıyla canlı yayın yapmaya başladı ve karşılığında da TV kanallarının tüm kara yayınlarında sağ alt köşede THY logosunu kullanmalarını zorunlu tutu.
İştiraki olan DO&CO şirketi, İstanbul, Dubai, Moskova, Frankfurt, Londra, New York, Hong Kong, Denver gibi mega kentlerin havaalanlarında  “Turkish Food” markasıyla ve THY logosuyla enfes Türk yemekleri sunan restaurantlar işletmeye başladı.
Her yıl dünyada marka kent olmaya aday, hava trafiği yoğun ama çok fazla tanınmayan bazı kentlerin yerel yönetimleriyle anlaşmalar yapıp onların “Marka Kent” projelerine sponsor oldu ve uçaklarının üzerlerini o kentin adı ve turistik görselleriyle kapladı.
Apple İphone ile anlaştı ve Siri’nin rezarvasyon, bilet satışı ve check in yapmasını sağladı. Benzer bir uygulamayı Android teknolojisine sponsor olarak geliştirdi ve uygulanmasını sağladı.
Tüm bunlar olurken yolcuların, check in görevlisini, uçağın pilotunu, kabin görevlilerini, yemek kalitesini ve hizmeti puanlamaları için özel bir sistem geliştirdi ve puanlamaya katılan yolculara ilave mil verdi.
THY, daha önceden reklam ve iletişim için cirosunun yüzde birinden daha az bir bütçeyi kullanırken markalaşma projesinin bütçesi için her yıl cironun yüzde ikisini ayırmaya başlamıştı.
Liste bu ay açıklandıktan sonra THY’nin Yönetim Kurulu Başkanı bir  basın açıklaması yaptı ve şöyle dedi;
“Dünyanın marka değeri en yüksek havayolu şirketi olduk. Başta Turkish Airlines’ı tercih eden müşterilerimize sonra da büyük bir özveriyle bu başarıyı sağlayan yöneticilerimize, yer hizmetleri çalışanlarımıza, kabin elemanlarımızdan kaptan pilotlarımıza; tüm ekibe teşekkür ediyorum. Yeni hedefimiz, marka değerimizi şirket değerinin üzerine çıkartmaktır.”
Yeni koyulan hedefin büyüklüğü çok ses getirdi.
Wally Olins der ki; Marka bir vaattir.
David Aaker der ki; Marka kimliği bir halkla ilişkiler işi değildir.
George Berkley der ki; Varolmak algılanmaktır.
Satış rakamlarını arttırıp pazar payını yükseltmek mi, Facebook’ta en çok beğeniyi almak mı, yoksa YouTube’ta en çok izlenen filmi çekmek mi ya da Cannes’da en iyi reklam ödülünü almak mı?
Ben diyorum ki; Marka ol tüm bu yorgunluğuna değsin.
2026 Nisan ayında bu yazının bir benzerini yazmam umuduyla… Sağlıcakla kalın.

*Interbrand Top 100 Global Brands listesinde bugün hiç bir Türk markası bulunmamaktadır. Brand Finance 2015 verileriyle Türkiye’deki en değerli markamız Akbank’tır.
21/03/2016 tarihinde Brantalks'ta yayınlanmıştır.