11 Kasım 2016 Cuma
12 Temmuz 2016 Salı
SEN MİYDİN BENİM MARKAMI REZİL EDEN?
Soru; Bir şirkette markanın asıl
sahibi kimdir?
Cevap; Patrondur.
Soru; Kime patron denir?
Cevap; Bir şirketin CEO’sunu aile
fertleri atıyorsa o şirket bir aile şirketidir. Patron da aileyi temsil eden kişidir.
CEO’yu yönetim kurulu üyeleri atıyorsa ki bu durum biraz nadirdir, o zaman
patron yönetim kurulu başkanıdır. Kamuda ise o markadan sorumlu en yetkili kişi
kimse patron odur. Sonuçta ünvanının ne olduğu önemli değildir çünkü patron
karar vericidir ve tek kişidir.
İyi marka yönetiminden, markanın
itibarından ve marka değerinden sorumlu olan patronun başına gelebilecek olası
olaylardan söz edelim isterseniz;
Şirketiniz, en son katıldığı
uluslararası ihalede yolsuzluk dedikodularından dolayı itibar kaybettiyse,
markanızın kötü algısının sorumlusu kimdir?
Marka kriz yaşıyor, üründen böcek çıktı
ve bu haber de internete düştü. Kim markanın itibarını düştüğü çukurdan çıkartacak?
Yeni ürününüzü ve logosunu basın
toplantısı lansmanıyla tanıttınız. Sonra bir de baktınız ki o da ne; ürün
logosu bir başka markanın logosuyla tıpatıp aynı. Bu durumda kim suçlu?
Finanstan sorumlu olan ortağınız veya
müdürünüz tedarikçilere aylardır ödeme yapmıyor ya da geciktiriyor. Piyasada
firmanız için “batıyor” diyorlar, aslında sizin durumunuz da iyi, havanız da
yerinde. Bu durumda kim markanın itibarını zedeliyor?
İşveren markanız zayıf, işe giren
eleman altı sekiz ay çalışıp ayrılıyor. Bu yüzden piyasanın iyi elemanları
sizinle çalışmak istemiyorlar. Kimin suçu?
Meşhur bir eğitim kurumunun
patronusunuz ortaklardan birisi yanında sevgilisi olduğu halde gece sabaha karşı
alkollü kullandığı araçla Kuruçeşme’de bir ağaca çarptı, paparraziler olay
yerine koşuşturdular ünlü ve de evli işadamını sarhoş, sevgilisiyle zar zor
ayakta durur halde fotoğraflamaya başladılar. Gazetelerdeki manşet belli;
“Çocuklarımızı emanet ettiğimiz işadamının kaçamak rezaleti !” Olan oldu tamam
da kim eğitim kurumunun markasını temize çıkaracak, krizi yönetecek ve
tekrardan güveni sağlayacak?
Reklam ajansının çektiği film
televizyon kanallarında ve internette yayınlanmaya başladıktan sonra ortaya çıktı
ki filmin senaryosu aynı sektördeki bir Avrupa markasının geçen yıl çektiği
reklam filmiyle tıpatıp aynı. Bu aşırmanın manevi mahcubiyetinden kim sorumlu?
Satışlarınız artıyor ama son yıllarda
sürekli indirim ya da promosyon kampanyası yapmak zorunda kalıyorsunuz, karlılığınız
düştü, hatta zararına satış yapıyorsunuz, çünkü marka değeriniz yerlerde
sürünüyor, artık bir “me too” (başkasında olan bende de var tek farkım daha
ucuz olmak) ürünü oldunuz. Sorumlusu kimdir?
Bu durumların hepsinde sorumlu kişi,
markanın sahibi olduğu kadar, itibarından sorumlu olan patrondur. Kendisi bu
tarz olumsuz durumların oluşumuna birinci dereceden yol açmamış olsa bile,
markayla isminin birlikte anılmasından dolayı sorumlu olacak ve krizi yönetmek
zorunda kalacaktır.
Bu arada unutmayalım ki markanın başarıları
da Patron’un hanesine yazılır;
Marka değerimiz bu yıl yüzde 20 artmış.
Bu başarının sahibi kim? Patron.
Capital dergisinin en güvenilir
markalar araştırmasında geçen yıl üçüncü olan markamız bu yıl birinci olmuş. Bu
başarı ilk kimin hanesine yazılır? Patron’un.
Marka değerini yükseltmek, markanın
bilinirliliğini arttırmak, marka algısını iyi yönetmek ve çıkarsa krizi
yönetmek, markanın itibarını korumak kollamak görevi patronun performans
göstergesidir. (KPI)
Markanın itibarından birinci derecede
sorumlu olan reklam ajansınız, dijital ajansınız, PR şirketiniz veya ortağınız,
oğlunuz, kızınız, iletişimden sorumlu genel müdür yardımcınız, pazarlama
müdürünüz, reklam müdürünüz ya da fiyakalı tabirle “kurumsal iletişim
müdürünüz” değildir. Marka sizsiniz, ister onu önemser, korumak için ona
kaliteli zaman ayırır ve markanızı “vezir” edersiniz, ya da onu “vaktim yok çok
yoğunum” diyerek bakıcılara teslim edersiniz; o zaman da o canım markanız
“rezil” olursa sakın ha hayıflanıp başkalarına kızmayın, çünkü bunu hakettiniz.
Markanızın algı yönetimi, itibar
yönetimi profesyonel bir iştir, hatta uzmanlık ister. Kriz stratejilerinizin
kriz öncesinde hazır olması gerekir, hatta proaktif olup kriz yönetimi değil
risk yönetimi yapmanız gerekir. Tabii ki her yönetimde olduğu gibi marka
yönetimi de işinin ehli bir ekip tarafından yürütülmelidir ama bu iş her aşamasında
patronun bilgisi, ilgisi ve vizyonu dahilinde olmalıdır.
İnternet icat oldu mertlik bozuldu.
Eskiden kriz çıktıktan sonra haberin yayılması için saatler belki de günler
geçmesi gerekiyordu; duyan duyuyor, duymayan duymuyordu. Şimdi öyle mi?
Saniyesinde sekiz milyar dünya insanı için ya vezirsiniz ya da rezil. Demek ki;
“Ben bu işlerden anlamıyorum”, “Söyleyin bizim çocuklara ilgilensinler bu
konuyla”, “Reklam Ajansı halletsin” gibi bahanelere yer yok itibar dünyasında.
İtibar bir kamp ateşi gibidir, yanması
uzun zaman alır bir söndümü de bir daha zor tutuşur.
Bu yüzden, sönmesine izin vermemek adına,
riski iyi yönetmek gerekir, sönerken üzerine çok maliyetli olan benzini dökerek
değil. Risk yönetimi daha az maliyetlidir, kriz yönetimi daha pahalıya mal
olur.
Patron, iyi marka yönetimini işi
bilen profesyonellerle yerine getirebilir ama hep takipte kalmalıdır, hatta
bilmediklerini öğrenmek için eğitimler almalıdır; belki de doğrudan kendisine
hizmet veren danışmanlar tutmalıdır. Danışman, karanlıkta ışık tutan insandır.
Patronsanız, siz siz olun, aynı
tapunuza, arsanıza, fabrikanıza, otomobilinize, ailenize sahip çıktığınız gibi
markanıza da sahip çıkın. Çünkü marka, sizi temsil ediyor belki de soyadınızı
taşıyor.
Çalışansanız, patronunuzu bu konuda
usulünce uyarın derim.
İyi marka yöneten, kötü sözü dinler.
Sağlıcakla kalın
MARKA DANIŞMANLIĞINDA ELMA İLE ARMUTU KARIŞTIRMAK!
Rahmetli Vehbi Koç bir gazete roportajında
“Neden danışmanlarla çalışıyorsunuz?” sorusuna cevap olarak; “Biz, konusunun
uzmanı danışmanlarla çalıştığımızda o işi daha ucuza getiririz çünkü danışmandan
bilmediklerimizi öğreniriz.” demişti.
Bir ülkede hizmet sektörünün
ekonomideki payı büyükse o ülke, gelişmiş ülke sayılıyor.
Örneğin Birleşik Krallık GSMH’sının
%78’ini hizmet sektörü oluşturmaktadır, İngiliz’ler dünyaya akıl satan
insanlardır. Yurt dışında çok iş yaptığımdan genelde İngiliz danışmanlık
firmalarını hükümetlere ve markalara hizmet verirken görürüm. Londra, II. Dünya
savaşından sonra aynı zamanda bir danışmanlık türü olan reklamcılığın da
patlama yaptığı yerdir.
Gelişmiş ülkelerde hem alın teri hem
de akıl teri para ettiğinden İngilizlerin danışmanlık karşılığında edindikleri
ücretler de saat ücreti ile ölçülür ve yüksektir.
Reklam, PR, sosyal medya, marka
stratejisi, pazarlama stratejisi, medya planlama, satınalma, medya ilişkileri
gibi işleri gerçekleştirmek için danışmanlık hizmetleri satın almanız
gereklidir.
Gelelim elma ile armut konusuna…
Markalaşma ve pazarlama, stratejik işlerdir.
Reklam, PR, dijital işler, medya planlama, medya satınalma, aktivite gibi işler
ise iletişimin en güçlü araçlarıdır, stratejinin uygulamalarıdır. Uygulama
yapan danışmanlar kendilerinin strateji de yaptıklarını iddia edebilirler ama
gerçek şudur ki uygulamacıların strateji geliştirme yetenekleri olsa bile
ellerinde yeteri kadar pazarlama verisi ile uzman ekip bulunmadığından strateji
yapmaları pek mümkün değildir.
Uygulama yapan uzman kişiler, strateji değil de
deneyimlerine bağlı olarak farklı bir görüş beyan etmekte iyi olabilirler. Bir
uygulamacı; “Biz size strateji de yaparız” diyorsa bilin ki yalnızca o uygulama
işini alabilmek için kısa vadeli taktik geliştiriyordur, strateji değil.
Strateji plandır, matematiktir bir bilimdir. Strateji, tahmin ya da deneme
yanılma yöntemiyle yapılmaz.
Veri bilim adamı, W. Edwards Demings
der ki; “Ortada veri yoksa senin söyleyeceklerin farklı bir görüşten veya
iddiadan öteye gitmez.”
Markalaşma (branding) danışmanlığı,
pazarlama (marketing) danışmanlığını da içerir çünkü doğru pazarlama stratejisi
olmadan bir marka yaratamazsınız var olan markanın algısını yönetemez, değerini
yükseltemezsiniz . Markalaşma ve Pazarlama, araştırmaya ve verilere dayanırlar,
birer mühendislik işidirler.
Biraz da “marka” kavramı kargaşasına
değinmek isterim…
Marka kelimesini Google veya
Yandex’te araştırdığınızda karşınıza; reklamcılıkla ilgili bazı sitelerin,
ayakkabı ya da giysi satanların, marka tescili yapanların internet alan adı
adresleri çıkacaktır. Günümüzde global şirketlerin ürün sorumlularına “Marka
Direktörü”, Sosyal Medyada müşterisinin Twitter ya da Facebook hesabını
yönetenlere “Marka Sorumlusu” ve eski gazeticilerin yaptığı PR danışmanlığına
da “Marka Danışmanlığı” adı konulmakta. Ha bir de iletişim akedemisyenlerinin
“Marka Danışmanı” olması da işin cabası. Açılış yapan organizasyon şirketi
girişe logo asma işine “Brandig” derken, şirket araçlarına marka logosunu
yapıştıranlar da; biz “Branding” yapıyoruz diyorlar. Maşallah sağına baksan
Branding soluna baksan Branding. Her yer Branding, herkes Marka Uzmanı…
Gerçekten kavramlar birbirine
karışmış; İşleri iyi gitmeyen Reklam Ajansı dükkan levhasını ters çevirip
üzerine “Marka Ajansı” yazmış, PR şirketi ise ”Marka İletişimi Ajansı” yazmış,
PR işi “Press Relation” (Gazetede haber çıkarmak) ya da “Marka Danışmanlığı”
olmuş, okuduğu okuldan, siyasetçi dostlarından veya çalıştığı eski medya
kuruluşundan dolayı biraz çevresi olan, ağzı güzel laf yapanlar “Marka
Danışmanı” oluvermişler. Eh ne de olsa Marka kelimesinin havası var değil mi?
Gucci gibi bir markayı bir ülkede
ticari olarak tutundurmak için o markayı yöneten veya Unilever’in bir
markasının A’dan Z’ye her şeyinden sorumlu olan ya da bir markanın iletişimden
sorumlu olan “Marka” sorumlusuna saygı duyuyorum. Çünkü; Marka (Brand)
Sorumlusu başka bir şey Markalaşma (Branding) Sorumlusu ise bambaşka bir şey.
Markalaşma danışmanı yani branding
consultant; kalitatif ve kantitatif araştırmalar yapar, ürünü çok iyi araştırır
ve tanır, hedef kitleyi ayrıntılı analiz eder, içgörü (insight)’yü tanımlar,
markanın konumlandırma stratejisini, ruhunu, üzerine oturacağı sac ayaklarını
ve bunlara bağlı olarak logosunun rengini karekterini kişiliğini belirler,
iletişiminin tonunu, ses kuvvetini, markanın maskülen mi yoksa efemine mi
olması gerektiğini daha hiç bir iletişim faaliyeti başlamadan tespit eder.
Markalaşma danışmanları ayrıca pazarı, rakipleri analiz eder ve marka
stratejisine bağlı olarak da pazarlama stratejisini belirler, hedef kitlenin
ruhunu analiz ederek iletişim kampanyalarında yapılması ve yapılmaması
gerekenleri belirlerler. Yani iletişim bütçesini doğru harcamanızı sağlar,
satış rakamlarını yükseltirken aynı zamanda marka değerinizin artmasını
sağlarlar. Tüm bunları yaparken de sosyologlarla, CRM (Müşteri İlişkileri
Yönetimi) uzmanlarıyla, denetçilerle, finansçılarla, bilim insanlarıyla
çalışarak sayfalar dolusu word, excel, power point dosyaları hazırlar,
grafiklerle, çizelgelerle, araştırmalarla tezlerini doğrularlar. Yani
söylemlerini alayıp pullayıp şov yapmazlar, havadan konuşmazlar. Gerekiyorsa
ürün adını dahi değiştirtirler.
Hiçbir global marka, reklamcısından
dijitalcisinden ya da PR cısından strateji yapmasını beklemez. Stratejiyi varsa
kendi Markalaşma ve Pazarlama departmanına yoksa da danışmanlık hizmeti satın
alarak hazırlatırlar. Bir yıllık ya da beş yıllık stratejilerini, uygulama
ajanslarının önüne koyarak onlara briefing (bilgi notu) verirler. İşte marka
stratejimiz budur, sizler de stratejiye uygun olarak bize yaratıcı işlerinizi
getirin lütfen derler.
Örneğin Coca-Cola markası, ana
sponsoru olduğu Olimpiyat oyunlarının biri sonlandığında, uygulama ajanslarının
tümünü çağırıp dört yıl sonraki oyunların stratejisinin briefingini onlara
verir ve onlardan yaratıcı işleri organize etmelerini bekler.
AMAN DİKKAT!
Reklamcınız; “Rakip kampanya yaptı
hadi biz de yapalım”,
PR’cınız; “Ben istediğiniz gazetede
haberinizi çıkartırım”,
Prodüktör firmanız; “Size çok düşük
bir bütçeyle harika bir kurumsal film yaparız”
Medya Satınalmacınız; “Bizim medyayla
ilişkilerimiz çok iyi kimsenin alamadığı fiyatı biz alırız.”
Reklam Müdürünüz; “Filanca şirket
bize çok güzel bir sponsorluk önerdi, bence teklif çok cazip.”
Sosyal Medyacınız; “Y kuşağının
hoşuna gidecek harika bir fikrim var.”
Grafik hizmeti veren Art
Direktörünüz; “Size en az yirmi tane alternatifli logo yaparım.”
İletişim danışmanınız; “Benim çevrem
çok geniştir size yukarıda sayılı olan insanları bulurum.”
dese de aman ha siz siz olun
stratejiniz olmadan kimseye bir iş yaptırmayın.
Çünkü böyle durumlarda
paranızın çöpe gitme olasılığı ve kampanya bittikten sonra “Biz nerede yanlış
yaptık?” deme ihtimaliniz çok yüksek olacaktır.
Branding Consulting (Markalaşma
Danışmanlığı);
Verilere, araştırma sonuçlarına bağlı
olarak; iletişim mühendisliğini, matematiği kullanan, yüzdeyüz akıl terine
dayalı bir bilim dalıdır.
Diğer İletişim danışmanlıkları;
Sanatsal, görsel, teknik ya da dille
ilgili bilgi ve becerileri kullanıp, bazen bütçenin, bazen de çevrenin gücüyle
yaratılan alın teri işlerdir ya da beyan edilen kişisel görüşlerdir.
Biri elma ise diğeri armuttur.
İkisi de çok gereklidir; markaya,
markanın pazarlamasına ve satışına hizmet ederler ama siz siz olun elma ile
armutu birbirine karıştırmayın derim.
Genelde İngiliz’lerden danışmanlık
alan global markalar bu ikisini birbirlerine karıştırmazlar, işte bu yüzden de
fazla zaman kaybetmeden marka değerlerini şirketlerinden daha değerli yapıp
birer dünya markası olurlar.
Marka ol, tüm bu yorgunluğuna değsin…
Sağlıcakla kalın.
Ömer Şengüler
26/04/2016'da Brandtalks'ta yayınlanmıştır.
2026 YILINDA BİR TÜRK DÜNYA MARKASI!
Bugün Brand Talks’ta ilk yazımı
kaleme alıyorum, biraz heyecanlıyım.
Nedense 2026 yılında bu yazıyı kaleme
almak geldi içimden.
Yıl 2026 Nisan ayı…
Bu ay, Dünya’nın en büyük 100 markasının
listesi medyada yayınlandı. Turkish Airlines, marka değerini 17 milyar ABD
Doları’na çıkartarak en büyük 100 dünya markasını belirleyen “Interbrand
Ranking list”te 38 inci sırada yerini aldı, bir önceki yıl 42 inci idi.
Türk Telekom, listenin “Top Rieser”,
en çok yükselen markalarından olmayı başarıp 21milyar ABD Doları marka değeriyle
29 uncu sıraya oturdu.
Listede Vestel, Pladis, Beko ve
Akbank gibi markalarımız da var.*
Tüm markalarımızı tebrik ediyorum.
Dünya markası olmuş Türk markalarından
bir tanesinin markalaşma serüvenini analiz edelim isterseniz. Ne yaptı da dünya
marka şampiyonları ligine girebildi?
Turkish Airlines;
2016 yılına kadar merkez noktasının;
Afrika, Avrupa, Amerika, Orta Doğu, Uzak Doğu’nun tam ortasında olmasının
avantajını başarıyla kullanıyor ve yıllardır transit yolcuları, müşteri kitlesi
olarak hedefliyordu. Bunun yanında sponsorluklarıyla da bilinirliliğini arttırmayı
başarmıştı. 2016 yılında İletişim direktörlüğü, markalaşmanın ilk adımı olarak
tüm hedef ülkelerde kalitatif ve kantitatif araştırmalar için çok ciddi
bütçeler ayırdı.
Eskiden Satış ve pazarlamadan sorumlu
olan Genel Müdür Yardımcılığı pozisyonu lağvedilip 2016 yılının sonunda
CEO’ya rapor eden bir; CMO (Chief marketing Officer) ile CSO (Chief Sales
Officer) atandı.
Insight, stratejiler, fiyatlama, İletişim,
Reklam, PR, Sponsorluklar; Pazarlama’ya, Satış, CRM, CEM, CLM ve Call Center
ise; Satış’a bağlandı. Pazarlama, 2017 yılından itibaren “Brand Positioning
Statement” (Marka Konumlandırma Belgesi) yaratmaya başlayıp her yıl THY’nin
Marka ve Pazarlama Stratejisini yeniledi. Yıllık Pazarlama stratejilerine bağlı
olarak da yine her yıl bir sonraki yılın İletişim Stratejisini belirleyip Yaratıcı
Ajans, Medya Ajansı, Dijital Ajans, PR-Sponsorluk-Aktivite Ajanslarının
strateji brieflerini paylaştı. Strateji belirleme işini marka kendisi üstlendi.
2017 yılında KPI’ı (Anahtar
Performans Kriteri) yalnızca marka değerini arttırmak olan ve yine CEO’ya rapor
eden bir CBO (Chief Brand Officer) atandı.
Bir tarafta görev tanımı; marka değerini
arttırmak olan CBO, diğer tarafta stratejilere uygun reklam ve iletişim yapan
CMO ve üçüncü olarak da Yönetim Kurulu’nun belirlediği yıllık satış hedeflerini
gece gündüz tutturmaya çalışan CSO anlaşmakta ve uzlaşmakta çok zorluk çektiler
ama markanın CEO’su babacan deneyimli yaklaşımıyla, ekibini motive etmeyi ve
böylece her birinin hedeflerini tutturmasını sağladı. Hatta o yıllarda
gazetelerde yer alan şu haberi dün gibi anımsıyorum; “ Türk HavaYolları’nda C
kavgaları”
THY’nin her yıl Oscar kırmızı
halı sponsorluğu, her kıtada yaptığı catering mutfak yatırımları sayesinde “en
enfes uçak yemeği” algısının yanı sıra eğitimler ve ödüllendirmelerle yüksek
motivasyonlu güler yüzlü çalışanlar yaratması ve böylece işveren markasını çok
güçlendirmesi, online marketing’e çok büyük yatırımlar yapması… hepsi, hepsi
Turkish Airlines’ın dünyadaki bilinirliliğini, gücünü arttırdı ve doğal olarak
da biletleri daha karlı satmaya başladığından EBITDA karlılığı yükseldi,
borsadaki hisseleri daha da değerlendi.
THY, 2020 başında yaygınlaşmaya başlayan
Ay’a yolculuk seferlerine sponsor oldu, yine aynı sene Armani, Gucci ve Prada
markalarıyla anlaşarak adını “Turkish Eyes” koyduğu internetli gözlük
teknolojisini güneş ve numaralı gözlüklerde uyguladı ve kısa zamanda gözlükler
tüm dünyada trendy oldu. Çin hükümeti ile anlaşarak Çin seddinin üzerine
belirli aralıklarla logosunu yerleştirdi ve turistlerin en çok ziyaret ettiği
noktasına uzaydan da görülebilen THY logolu dev bir Airbus A380 maketi yerleştirdi.
Avrupa’daki ve ABD’deki bazı enerji şirketleriyle
barter anlaşmaları yaparak sözkonusu ülkelerdeki Miles&Smiles sadakat kartı
sahiplerinin aylık elektrik faturalarının bir kısmını millerle ödemelerini sağladı
ve böylece çok yeni bir hedef kitleyi müşterisi yaptı sempatilerini kazandı.
CNN International, BBC News ve Aljazeera ile anlaşıp uçaklarındaki ekranlarda
internet aracılığıyla canlı yayın yapmaya başladı ve karşılığında da TV
kanallarının tüm kara yayınlarında sağ alt köşede THY logosunu kullanmalarını
zorunlu tutu.
İştiraki olan DO&CO şirketi, İstanbul,
Dubai, Moskova, Frankfurt, Londra, New York, Hong Kong, Denver gibi mega
kentlerin havaalanlarında “Turkish Food” markasıyla ve THY logosuyla
enfes Türk yemekleri sunan restaurantlar işletmeye başladı.
Her yıl dünyada marka kent olmaya
aday, hava trafiği yoğun ama çok fazla tanınmayan bazı kentlerin yerel
yönetimleriyle anlaşmalar yapıp onların “Marka Kent” projelerine sponsor oldu
ve uçaklarının üzerlerini o kentin adı ve turistik görselleriyle kapladı.
Apple İphone ile anlaştı ve Siri’nin
rezarvasyon, bilet satışı ve check in yapmasını sağladı. Benzer bir uygulamayı
Android teknolojisine sponsor olarak geliştirdi ve uygulanmasını sağladı.
Tüm bunlar olurken yolcuların, check
in görevlisini, uçağın pilotunu, kabin görevlilerini, yemek kalitesini ve
hizmeti puanlamaları için özel bir sistem geliştirdi ve puanlamaya katılan
yolculara ilave mil verdi.
THY, daha önceden reklam ve iletişim
için cirosunun yüzde birinden daha az bir bütçeyi kullanırken markalaşma
projesinin bütçesi için her yıl cironun yüzde ikisini ayırmaya başlamıştı.
Liste bu ay açıklandıktan sonra
THY’nin Yönetim Kurulu Başkanı bir basın açıklaması yaptı ve şöyle dedi;
“Dünyanın marka değeri en yüksek havayolu
şirketi olduk. Başta Turkish Airlines’ı tercih eden müşterilerimize sonra da
büyük bir özveriyle bu başarıyı sağlayan yöneticilerimize, yer hizmetleri çalışanlarımıza,
kabin elemanlarımızdan kaptan pilotlarımıza; tüm ekibe teşekkür ediyorum. Yeni
hedefimiz, marka değerimizi şirket değerinin üzerine çıkartmaktır.”
Yeni koyulan hedefin büyüklüğü çok
ses getirdi.
Wally Olins der ki; Marka bir
vaattir.
David Aaker der ki; Marka kimliği bir
halkla ilişkiler işi değildir.
George Berkley der ki; Varolmak algılanmaktır.
Satış rakamlarını arttırıp pazar payını
yükseltmek mi, Facebook’ta en çok beğeniyi almak mı, yoksa YouTube’ta en çok
izlenen filmi çekmek mi ya da Cannes’da en iyi reklam ödülünü almak mı?
Ben diyorum ki; Marka ol tüm bu
yorgunluğuna değsin.
2026 Nisan ayında bu yazının bir
benzerini yazmam umuduyla… Sağlıcakla kalın.
*Interbrand Top 100 Global Brands
listesinde bugün hiç bir Türk markası bulunmamaktadır. Brand Finance 2015
verileriyle Türkiye’deki en değerli markamız Akbank’tır.
21/03/2016 tarihinde Brantalks'ta yayınlanmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)